İlk okuldan beri kitap okumayi çok seven, gittikçe edebiyata gönül veren, sonra da yazmayı keşfeden, böylece hem içini rahatca döken, hemde bir gün bir gazete ekinde köşe yazma hayali ile yaşayan bendenizin, zamana, duruma, olaylara, iç halime göre döktürdükleri.
25 Mart 2010
Yemekler
BAHAR BAYRAMI
26 Şubat 2010
Perdelerim
Nihayet gönlüme göre mutfak perdeleri yapabildim. Taşınalı 10 ay oldu, ha bugün ha yarın derken, geçici perdelerimi de bağrıma basarak bugünlere geldim. Bir anda Tchibo'nun haftalık ürün tanıtımında bunları görünce kafamda şimşek çaktı (reklamları izliyorsunuz). Her ne kadar ölçüleri her pencereye uymasa da ben uydurdum işte, pek güzel oldu bence, resmini çekmezsem, buraya yazmazsam olmazdı sanki... Hem gece halleri, hem gündüz halleri, hem de pencere önü çuhalarım. Birbirlerine pek yakıştılar. Görünüş süper bakalım yıkama işleri nasıl olacak....Gelen Bahar Mimozaları
Baharın geldiğini sokaklarda salkım saçak mimozaları görünce anlıyoruz birazda sanki. Ada' dan geldi bunlar diye hem sarılı yeşilli görüntüleri ile hem de baygın kokuları ile hepimizi çiçekçilerin başına topluıyorlar dimi??? Bir demet alıp geldim, salonda vazoya koydum, nasıl güzel kokuyor evin içi, baktıkça içim açılıyor. Böyle bir çiçek yaratmak, bu görünüş, bu koku, insanın içinde böyle güzel duygular uyandırmak, bunları görüp anlayabilmek, hissedebilmek ne güzel birşey ve ne kadar daha çok şükürler olsun.Kemoterapi
19 Şubat 2010
Bugün 1. cemre havaya düşmüş. Belliydi zaten pırıl pırıl masmavi gökyüzü, sıcak hava, nefis güneş içimi dışımı heryeri ısıttı. İlk defa kaloriferi yakmadım. Balkona alaka gösterip çuha çiçeklerini diktim. Sarı papatyalar diktim, pek güzel oldular.
Üstteki resimde yaprağın üzerindeki sümüklü böceği görüyormusunuz, nasıl tutunmuş çiçekçiden eve kadar gelmiş farkında değildim, resimleri çekince gördüm. Kıvrıldı biraz yürüdü, saksının kenarına geldi, yapraklar arasında kayboldu, bakalım bir daha ne zaman ortaya çıkacak. Şu çiçek kadar insana iyi gelen, içini açan, gönlünü ferahlatan, baktıkça ruhunu aydınlatan başka bir şey varmı acaba ? Çinli atasözü gibi "bir ömür boyu mutlu olmak istiyorsan çiçekle uğraş".16 Şubat 2010
KIRMIZI

14 Şubat 2010
Susarız....
Konuşulan konuyu boş, basit ve anlamsız buluyoruzdur, konuşmayı da gereksiz ve anlamsız buluruz…
Susarız…
Konuşulanlar öyle abes ve mantık dışıdır ki sadece hayretle dinler ve sessiz bir tepkiyle belli ederiz duruşumuzu…
Susarız…
Sessiz bir onaydır susuşumuz…Biraz utangaçlık belki ama içten bir katılıştır söylenenlere…
Susarız…
Sessiz bir bekleyiş olur susmak…Ya kendimizin yada karşımızdakinin ortak değerleri yeniden gözden geçirmesine tanınmış bir fırsattır sessizliğimiz…Yada birinin bizi fark etmesi, doğru algılayabilmesi için tanınmış bir süre… Susan için endişe ve olasılık hesapları arasındaki gel git lerle biraz da huzursuz bir bekleyiştir susmak…
Susarız…
Dile getirilmeyen bir öfkedir bazen suskunluğumuz… Öylesine yaralanmışızdır ki yaralamak isteriz, yüreğini acıtmak ve kanatmak…Ve biliriz ki hiçbir söz acıtamaz, yaralayamaz ve kanatamaz kimseyi bir suskunluk kadar…Ve susmak en acımasız, öldürücü silahtır bazen…
Susarız…
Hassas ve kırılgan bir tepkidir…Küçücük bir hatırlatmadır belki…Fark edilmesi ve onarılması incelik ister…Ya yeniden bir kazanıştır yada aleyhte bir delil olarak kalır karşımızdaki için…
Susarız…
Bir ilişkide negatiflerin gözümüze batmaya başladığı, karşımızdakine ait aleyhte deliller dosyasının kabarmaya başladığı ve hatta dosyayı masanızdan kaldırmaya gerek duymaz olduğunuz bir noktadasınızdır…Bir duruş, bir soluklanmadır susmak…Ortak geçmişin değerlendirilmesi ve geleceğin muhasebesidir…Durup yeniden, şimdi bulunduğunuz noktadan bir daha bakmak istersiniz yaşananlara ve eldekilerle geleceğe gitmenin ne kadar mümkün olduğuna…Bir içe kaçış ve söylenemeyenlerin biriktirilmeye başladığı yerdir susmak…
Susarız…
Ayağımız yerden kesilmiş, bulutların üstündeyizdir ve çiçek çiçek bahardır yüreğimiz…Sevdiğimizle yan yana ve can cana yızdır…Öyle bir ruhsal bütünleşmedir ki hiçbir söz tanımlamaya yeterli gelmez hissedilenleri ve susarız…Sadece yüreklerin ve gözlerin konuştuğu yerdir suskunluğumuz…
Susarız…
İletişimin tıkandığı yerdeyizdir , hiçbir iletinin bize yeterli gelmediği ve hiçbir iletimizin doğru algılanmadığı…Yanlışlıklar, yanılgılar ve kim bilir belki de gerçeklerdir bir fırtınaya tutulmuşçasına savrulup duran…Sözler yerini sessizliğe bırakmaya başlar ve siyah, tek nokta konur cümlelerin sonuna…Zamanla cümlelerimizin sonuna konan o tek ve siyah nokta büyüyerek bir kara deliğe dönüşmeye başlar…Güven ve sevginin içten içe çürümeye başladığı yerdir ve gitmek zamanının ertelenmiş halidir susmak…
Susarız…
Kabul edilmiş bir hata yada suçtur susuşumuz ve söylenecek her söz kaybetme riskidir…Korku eşlik eder suskunluğumuza…
Susarız…
Bir gidişi kabullenmektir susmak, yerinde ve zamanında olduğunun ayırdımında olduğumuz bir gidişin…
Susarız…
Hayata karşı bir susuştur bu kez yaşanan…Bizi can evimizden vuran bir kayıp, yaşanan büyük bir acı, ölesiye bir çaresizliktir yaşadığımız…Söylenecek hiçbir sözümüzün adrese teslim olmayacağından emin olduğumuz, bütün sözcüklerin anlamını yitirdiği bir yerdeyizdir…Hayatın bize bir şey katamadığı ve bizim de hayata bir şey katmak için anlamımızı kaybettiğimiz bir yer…Belki de boş gözlerle, algılamadan bir seyirdir hayat o noktada ve belki de amacı ve beklentisi olmayan, bir mesaj kaygısı taşımayan ve hedefi olmayan tek susuştur yaşadığımız…
Susmak; eylemsiz ve durağan bir edim gibi görünse de her susku bir şey anlatır yine de ve her suskunun bir nedeni vardır ve her susku içinde pek çok sesi hapseden sessiz bir eylemdir…
İnsanda güzel olan yüzdür,yüzde güzel olan gözdür ama insanı insan yapan ağızdan çıkan sözdür.......
Benim Sevgililer Günüm
13 Şubat 2010
Can Geyran Deniz Kabukları Merkezi




Geçen gün arkadaşlarla buraya gittik, Dragos'ta. www.cangshells.com sitesinden bilgi alabilirsiniz. Hobi olarak deniz kabuğu toplamaya başlayan Kemal bey burayı oğlu anısına yaptırmış, bize tek tek bilgi verdi, deniz kabuklarının hayatı üzerine kısa bir film izlettirdi. Uzak doğudan gelen, orta Amerika'dan gelen güzelim renk ve desenlerdeki kabukları, bizim denizlerden çıkanları sergilemiş. Çok güzeller, o renk ve desenleri görünce, Yaradan karşısında bir kere daha dilin tutuluyor. 12 Şubat 2010
Bazı Şeyler
Yine Kar yine Kar
. O sefer ne çok yağmıştı, ne çok bembeyaz olmuştu ortalık. Ben manzara seyretmekten ve resim çekmekten yazamadım buralara. Bazen de epey bir tembelliğim tutuyor. Ama yürüyüşler çok güzeldi, arabamı temizlerken karlarla oynamak çok zevkliydi. Tertemiz havada nefes almak çok sağlıklıydı. Ama esaslı don oldu, esaslı soğuk olmuştu. Buz tuttu herşey, 2-3 gün açılmadı. Allahtan evde herşey vardı, sabah yürüyüşten başka dişarı çıkma ihtiyacı olmadı. Tabi sonlara doğru epey sıkıldım, param da bitti bankaya gidemedim. Sonra o ayazda o donmuş karlarla kaplı ortamda bir kış güneşi açtı, nasıl güzel oldu, sanki Uludağ'dayız. Pırıl pırıl güneş yavaş yavaş ısıttı ortalığı, bizim donmuş karlar, çatılardan veya pencere kenarlarından sarkan dikitler, sarkıtlar erimeye başladı. Sokaktaki köpekler, kuşlar yiyecek aramaktan helak oldular. Bazen tüm kuşlar için ekmekler alıp ufalayıp onların çok toplandıkları yerlere döktüm, bazen benim balkonun kenarına ufaladıklarım bir anda kapışıldı gitti. Birkaç defa köpeklere etsuyu tabletli makarna pişirdim, gidip yol kenarlarına veya açıklık yerlere serdim, nasıl sevindiler yediler, teşekkür için üzerine çıktılar. Hem soğuk hem açlık pek acıdım onlara içim ezildi, başka ne yapabilirim dedim ama elden gelen budur... 5 Ocak 2010
2010 ve KAR

31 Aralık 2009
Yılbaşı

Bu yılın son gününde son duygularımı yazayım dedim. Resimde gördüğünüz gibi benim yılbaşı klasiğim, kapıma astığım süsler, bu sene hem kapı içine hem dışına astım. Bir de Atatürk çiçeği (yılbaşı çiçeği) almak. O da salonun baş köşesini süslüyor. Bunları görünce kendimi iyi hissediyorum. Her sene olduğu gibi yeni yıldan çok beklentiler, eskisinde olan biteni hemen kısacık film şeriti gibi göz önünden geçirmek ve heyecanla yeni yılın birşeyler getireceğini, hayatının bambaşka olacağını zannetmek, içinde böyle hisler falan taşımak, ona büyük anlamlar yüklemek, dualar, dilekler, istekler, hayaller falanlar filanlar... yok bu sene bende. Herhangi bir gün gibi, hatta çalışıyormuşum da sanki bir hafta sonu akşamı gibi hissediyorum. Hani yarın tatil çok uyuyacağız hissi gibi. Yemeklerimi yaptım, güzelce soframı süsleyeceğim, şarabımı koyacağım, geçeceğim TV nin karşısına hem yiyip içip hem de zap yapacağım ve kanalların neler hazırladıklarını seyredeceğim. Arkadaşların bazısı evde toplandı, bazısı dışarıda yemeğe gidiyorlar, sağ olsunlar hepsi bizimle gel, bana gel dedi. Ben de kendimdeki beklentileri kırmak adına hem de gerçekten ennnn içimin ne istediğini dinledikten sonra kendi evimde kendimle başbaşa olmaya karar verdim. Daha huzurlu ve rahat olacağım, böyle daha iyi hissediyorum. Herkese iyi eğlenceler, keyifler, yeni yılınız kutlu olsun. Bu yıl Allah hepimize, kendimizin ve bütünün hayrı için ne kismet ettiyse versin, bunları almak, yaşamak ve anlamak nasip etsin.
18 Aralık 2009
Aralık 2009

Lale Soğanları
11 Aralık 2009
Kasım - Aralık
16 Ekim 2009
Elif Şafak'ın "AŞK" romanından, çok hoşuma gitmişti hepsi.
Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar.
Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanilacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin coğunlukla.
Yok eğer Tanrı dendi mi evvela ask, merhamet ve sefkat anliyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.
Ikinci Kural:
Hak Yol' unda ilerlemek yürek isidir, akıl işi değil.
Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil.
Nefsini bilenlerden ol silenlerden değil!
Üçüncü Kural:
Kuran dört seviyede okunabilir. Ilk seviye zahiri manadir.
Sonraki batini mana…
Üçüncü batıninin batinisidir.
Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalir tarif etmeye.
Dördüncü Kural:
Kainattaki her zerrede Allah' in sifatlarini bulabilirsin, cunku O camide, mescidde, kilisede, havrada degil, her yerdedir.
Allah' i gorup yasayan olmadigi gibi, O' nu gorup ölen de yoktur. Kim O' nu bulursa sonsuza dek O' nda kalir.
Beşinci Kural:
Aklin kimyası ile aşkın kimyası baskadir. Akil temkinlidir. Korka korka atar adimlarini.
"Aman sakin kendini" diye tembihler.
Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: " Bırak kendini, ko gitsin! "
Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer.
Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!
Altinci Kural:
Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanir.
Se sen ol, kelimelere fazla takilma.
Ask diyarinda dil zaten hukmunu yitirir. Ask dilsiz olur.
Yedinci Kural:
Şu hayatta tek basina inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankisini duyarak, Hakikat' i kesfedemezsin.
Kendini ancak bir baska insanin aynasinda tam olarak gorebilirsin.
Sekizinci Kural:
Basına ne gelirse gelsin karamsarliga kapilma.
Bütün kapılar kapansa bile, O sana kimsenin bilmedigi gizli bir patika acar.
Sen şu anda göremesen de, dar gecitler ardinda nice cennet bahçeleri var.
Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydir.
Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.
Dokuzuncu Kural:
Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir.
Sabır nedir?
Dikene bakip gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir.
Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder.
Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.
Onuncu Kural:
Ne yöne gidersen git, -doğu, batı, kuzey ya da güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün!
Kendi içine yolculuk eden kisi, sonunda arzi dolasir.
On Birinci Kural:
Ebe bilir ki sanci cekilmeden dogum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz.
Senden yepyeni taptaze bir "sen" zuhur edebilmesi icin zorluklara, sancilara hazir olman gerekir.
On Ikinci Kural:
Aşk bir seferdir.
Bu sefere cikan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa degisir.
Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.
On Üçüncü Kural:
Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayida sahte haci hoca seyh sih var.
Hakiki mürşit seni kendi icine bakmaya ve nefsini asip kendindeki guzellikleri bir bir kesfetmeye yonlendirir.
Tutup da ona hayran olmaya degil.
On Dördüncü Kural:
Hakk' ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol.
Bırak hayat sana ragmen degil, seninle beraber aksin.
"Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endise etme.
Nereden biliyorsun hayatin altinin ustunden daha iyi olmayacağını?
On Besinci Kural:
Allah içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür.
Tek tek her birimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz.
Yaşadığımız her hadise, atlattigimiz her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmistir.
Rab noksanlarimizla ayri ayri ugrasir cunku beseriyet denen eser, kusursuzlugu hedefler.
On Altinci Kural:
Kusursuzdur ya Allah, O'nu sevmek kolaydir.
Zor olan hatasiyla sevabiyla fani insanlari sevmektir.
Unutma ki kisi bir seyi ancak sevdigi olcude bilebilir.
Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan'dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layikiyla bilebilir, ne de layikiyla sevebilirsin.
On Yedinci Kural:
Esas kirlilik dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur.
Onun disindaki her leke ne kadar kotu gorunurse gorunsun, yikandi mi temizlenir, suyla arinir.
Yikamakla cikmayan tek pislik kalplerde yag baglamis haset ve art niyettir.
On Sekizinci Kural:
Tüm kainat olanca katmanlari ve karmasasiyla insanin icinde gizlenmiştir.
Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir.
Seytani kendinde ara; dışında başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir.
Baskalariyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mukafat olarak Yaradan'ı tanir.
On Dokuzuncu Kural:
Başkalarından saygi, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları.
Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir.
Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin.
Yakinda gül yollayacak demektir.
Yirminci Kural:
Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir.
Sen sadece atacagin ilk adimi düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliginden gelir.
Yirmi Birinci Kural:
Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık.
Şayet Allah herkesin tipatip ayni olmasini isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı.
Farklılıklara saygı göstermemek kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk' in mukaddes nizamina saygısızlık etmektir.
Yirmi ikinci Kural:
Hakiki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur.
Ama bekri ayni namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur.
Şu hayatta ne yaparsak yapalim, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar degil.
Yirmi Üçüncü Kural:
Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret.
Kimisi oyuncagi o kadar ciddiye alir ki, ağlar perişan olur onun icin.
Kimisi eline alir almaz soyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar.
Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz.
Aşırılıktan uzak dur. Sufi ne ifrattadır ne de tefrittte. Sufi daima orta yerde...
Yirmi Dördüncü Kural:
Mademki insan eşref-i mahlukattir, yani varliklarin en sereflisi,
Attığı her adımda Allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir.
Insan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile gene başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgecmemelidir.
Yirmi Besinci Kural:
Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama.
Ikisi de su an burada mevcut.
Ne zaman birini cikarsiz, hesapsiz ve pazarliksiz sevmeyi basarsak, cennetteyiz aslinda.
Ne vakit birileriyle kavgaya tutussak, nefrete, hasede ve kine bulassak, tepetaklak cehenneme dusuveririz.
Yirmi Altinci Kural:
Kainat yekvucut, tek varliktir. Her sey ve herkes gozunmez iplerle birbirine baglidir.
Sakin kimsenin ahini alma, bir baskasinin hele hele senden zayif olanin canini yakma.
Unutma ki dunyanin oteki ucunda tek bir insanin kederi, tum insanligi mutsuz edebilir.
Ve bir kisinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.
Yirmi Yedinci Kural:
Şu dunya bir dag gibidir. Ona nasil seslenirsen o da sana sesleri oyle aksettirir.
Agzindan hayirli bir laf cikarsa, hayirli laf yankilanir.
Ser cikarsa, sana gerisin geri ser yankilanir.
Oyleyse kim ki senin hakkinda kotu konusur, sen o insan hakkinda kirk gun kirk gece sadece guzel sozler et.
Kirk gunun sonunda goreceksin her sey degismis olacak.
Senin gonlun degisirse dunya degisir.
Yirmi Sekizinci Kural:
Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret.
Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi.
Ne gelecegimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz.
Sufi daima şu anin hakikatini yaşar.
Yirmi Dokuzuncu Kural:
Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir.
Bu sebepten "ne yapalim kaderimiz boyle" deyip boyun bukmekcehalet gostergesidir.
Kader yolun tamamini degil, sadece yol ayrimlarini verir.
Guzergah bellidir ama tum donemeç ve sapaklar yolcuya aittir.
Öyleyse ne hayatına hakimsin ne de hayat karşısında çaresizsin.
Otuzuncu Kural:
Hakiki sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kinansa, ayiplansa, dedikodusu yapilsa hatta iftiraya ugrasa bile, o agzini acip da kimse hakkinda tek kotu laf etmez.
Sufi kusur gormez. Kusur orter.
Otuz Birinci Kural:
Hakk'a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmali.
Her insan su veya bu sekilde yumusamayi ogrenir.
Kimi bir kaza gecirir, kimi olumcul bir hastalik, kimi ayrilik acisi ceker, kimi maddi kayip...
Hepimiz kalpteki katiliklari cozmeye firsat veren badireler atlatiriz.
Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumusar, kimimiz ise ne yazik ki daha da sertleserek cikar.
Otuz ikinci Kural:
Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldir ki, Tanri'ya saf bir askla baglanabilesin.
Kurallarin olsun ama kurallarini baskalarini dışlamak yahut yargılamak için kullanma.
Bilhassa putlardan uzak dur dost.
Ve sakin kendi dogrularini putlastirma!
Inancin buyuk olsun ama inancinla buyuklul taslama!
Otuz Ucuncu Kural:
Bu dünyada herkes bir sey olmaya calisirken, sen hiç ol. Menzilin yokluk olsun.
Insanin çömlekten farkı olmamali.
Nasil ki çömleği tutan dışındaki biçim degil, içindeki boşluk ise, insani ayakta tutanda benlik zannı değil hiçlik bilincidir.
Otuz Dorduncu Kural:
Hakk'a teslimiyet ne zayiflik ne edilgenlik demektir. Tam tersine, boylesi bir teslimiyet son derece guclu olmayi gerektirir.
Teslim olan insan calkantili ve girdapli sularda debelenmeyi birakir, emin bir beldede yasar.
Otuz Besinci Kural:
Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz.
Mümin içindeki münkirle tanismali, Tanrı’ya inanmayan kişi ise içindeki inananla.
Insan-i kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi.
Ve ancak tezatlari kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.
Otuz Altincı Kural:
Hileden, desiseden endişe etme.
Eger birileri sana tuzak kuruyor zarar vermek istiyorsa, Tanri da onlara tuzak kuruyordur.
Cukur kazanlar o cukura kendileri duser. Bu sisitem karsiliklar esasina gore isler.
Ne bir katre hayir karsiliksiz kalir, ne bir katre ser.
O'nun bilgisi disinda yaprak bile kipirdamaz, Sen sadece buna inan!
Otuz Yedinci Kural:
Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır.
O kadar dakiktir ki, sayesinde her sey zamaninda olur.
Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç.
Her insan icin bir aşık olma zamanı vardir, bir de ölmek zamanı.
Otuz Sekizinci Kural:
"Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?" diye sormak icin hiç bir zaman geç değil.
Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.
Tek bir gun bile oncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık.
Her an her nefeste yenilenmeli.
Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.
Otuz Dokuzuncu Kural:
Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar.
Ölen her dürüst insanin yerini bir dürüst insan alır.
Hem bütün hiç bir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır merkezinde...
Hem de bir günden bir güne hiç bir şey aynı olmaz.
Ölen her sufi icin bir sufi daha doğar.
Kırkıncı Kural:
Aşksız gecen bir ömür beyhude yaşanmıştır.
Acaba ilahi ask pesinde mi kosmaliyim mecazi mi, yoksa dunyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma!
Ayrımlar ayrımları doğurur.
AŞK'ın ise hiç bir sıfata ve tamlamaya ihtiyaci yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk
Ya tam ortasındasındır merkezinde, ya da dışındasındır hasretinde.
SARDUNYALAR

Etli Yaprak Sarma
1 Ekim 2009
EKİM

YAZ BİTTİ 3 -13 EYLÜL

18 Ağustos 2009
Gündoğan'da günbatımı

Gündoğan 30 Tem. - 7 Ağus.
Sonra Gündoğan'daki arkadaşın evine geçtim ve dünya varmış dedim. Hava esiyor, etraf sakin, tenha, su ve hayat durgun akıyor. Evin manzarası muhteşem, sabahın köründe güneşin doğuşunu göremiyorsun ama 06/06.30 da uyanırsan göğe yayılan kızıllığı görüyorsun, deniz kıpırtısız, herşey sakin. Akşam güneşin batışı ayrı bir olay, şiir gibi. Ben bile orada şair olabilirdim. Sadece öğleden sonra rüzgar fazla esmeye başlıyor kuzeye baktığı için bazi günler giremedim, sonra hava bana acıdı duruldu, yoksa ne çok poyraz esti. Kayaların üzerinden merdivenle denize iniliyor deniz kenarı epey sersem ediyor insani, ya 12.30 a kadar girip kaçacaksin veya akşam 19.30-20.00 gibi denize gireceksin. Diğer saatler ya havuz başı ya odada uyumaca.Ben de sabah uyanır uyanmaz kahvaltıdan önce 8.00 gibi yüzüyordum, güne dinç başlamak nefis.
yine açıyor muhteşem birşey.

Bodrum

Antalya 14 - 27 Temmuz
Antalya çok güzel bir şehir, ben onu şöyle dalyan gibi dalgalı kızıl kahve saçları olan balık etli bir kadına benzetirim. Bu da şimdi aklıma geldi, bu şehir böyle birşey çağırıştırıyor, ne garip dimi. Ankara'da otururken oraya tatile gittiğimiz zaman, ortasında palmiye ağaçları olan kocaman Cumhuriyet bulvarını görünce ne hayran olmuştum. Malum öyle palmiyeler şimdiki gibi heryerde yoktu. Istanbulda palmiyenin ne işi var, o sıcak memleketin, güney yörelerimizin ağacı. Tıpkı Begonviller gibi, ölsem burada begonvil yetiştiremiyorum işte.Neyse o cadde artık eski kalmış, ne kocaman caddeler, alt geçitler, bağlantı yolları yapmışlar, ne çok alışveriş merkezleri var, ne şahane apartmanlar var, önleri derya deniz, falezler üzerinde.Restoranlar, kafeler, hertürlü yeme içme adresleri heryer dolu. Balıktan tut, kebapcıdan çık.Atatürk Parkı yapmışlar, kocaamannn bir alan botanik bahçesi, içinde yürüyüş yolları, restoranlar, cafeler, çay bahçeleri, klüpler var. Araba yolu var, caz'dan pop'a turku'den, klasik'e her türlü müziği çalan yerler var.Falezlerin üzerinden denizi seyrediyorsun, pek güzel.
Lara tarafında yılların eskitemediği yer, yenilenmiş,teraslar güzelleşmiş su tertemiz,içinden soğuk su akıntıları var, 28 derece deniz suyu sıcaklığında arada yüzerken serinliyorsunuz.Kayalar üzerinde tahta setler halinde düzenlenmiş.Bütün gün havuzdan sonra bana cennet gibi geldi.Yiyecek, içecek servisi güzel, müzikler güzel. Yiyoz, içiyoz, yatıyoz, adios oldum yani.30 Haziran 2009
Uzunya 14 Haziran
Küçükkuyu 21 - 24 Haziran 2009
Yeniköy 13 -17 Haziran
Loreena McKennitt 13 Haziran

