İlk okuldan beri kitap okumayi çok seven, gittikçe edebiyata gönül veren, sonra da yazmayı keşfeden, böylece hem içini rahatca döken, hemde bir gün bir gazete ekinde köşe yazma hayali ile yaşayan bendenizin, zamana, duruma, olaylara, iç halime göre döktürdükleri.
30 Haziran 2009
Uzunya 14 Haziran
Küçükkuyu 21 - 24 Haziran 2009
Yeniköy 13 -17 Haziran
Loreena McKennitt 13 Haziran

Istanbul 10 Haziran 2009

21 Mayıs 2009
Mutlukent'de Ben (8 Mayıs 2009)
30 Nisan 2009
23 Nisanda Bodrum
Mutlukent
Nisan Şakası - 01 Nisan 2009
30 Mart 2009
Kitaplar, Konserler, Filmler
29 Mart 2009
2009 YILI BAŞLADI, GİDİYOR
Daha sonra bu seneki Pembe Domates girişimlerimi de yazacağım. Tohumları çimlendirmeden fide yapmaya doğru giden yol.
17 Şubat 2009
ORKİDELER




25 Temmuz 2008
Sezen Aksu
Bu sefer de döktürmüş, hepsini bir araya getirip okusan roman gibi, hayat anlatımı sanki. Bayıldığım satırları paylaşmak istiyorum, hoş okuyanım çok az da olsa, belki bir tel titrer...
"Deniz Yıldızı" şarkısında,
Bebeğim işte hepsi bu kadar, deniz yıldızının hikayesidir hayat,
Ne kadar kurtarırsan kâr, kaç hayat kurtarırsan kâr
"Güvercin" şarkısında,
Sen de çekip gitme dayan be umudum, dön gel dön gel,
Meydan okur hayat pabuç bırakmaz ölüme, dön gel dön gel,
"Roman" şarkısından,
İnsanı insandan ayıranı kayıranı, sen islah et aşka yasak buyuranı, hak ya hak !
Tepeden bakanını, zulüm yapanını, ruhunu çula çaputa hak diye satanını, yak mevlam yak !
"Tanrı'nın Gözyaşları" şarkısından,
Her insan meyillidir ihanete, cinayete, her insan merhametli ve zalimdir
Bir yandan gücün suç ortaklığında bir yandan sızlar vicdan, ilahi bir takiptir
"Beşik" şarkısından,
Beşik gibi sallar hayat bizi, çeker basar vesikalık resmimizi
Aşk koruyabilir bir tek kaldıysa eğer hala masumiyetimizi
Aslında bütün şarkıları ve bütün sözleri şahane ama, beni vuranlar bunlar gibi sanki....
Eğer CD sini almadıysanız büyük kayıptasınız.
Kısa Kısa
İnsan dünyaya geldiğinde yumuşak ve esnektir,
İnsan öldüğünde sert ve katıdır,
Bitkiler canlı iken yumuşak ve körpedir,
Bitkiler öldüklerinde çürük ve kurudurlar.
Demek ki sert ve bükülmez olan ölüme aittir,
Yumuşak ve esnek olan hayata aittir.
Sert ve kudretli olanlar yere çakılır,
Mütevazı ve yumuşak olanlar yükseklere çıkar.
Ne güzel dimi, ne kadar basit, yalın ama ne kadar derin, düşün ve iyice anla...
Arkasından bizden bir şairin iki satırı, Metin Altıok demiş ki;
Bir yarım umuttur elimizde kalan
Göğüslemek için karanlık yarınları
Hiç umudumuzu yitirmeyelim, gün doğmadan neler doğar demiş atalarımız, bir bildikleri vardı elbet.
Malezya
29 Haziran 2008
DÖRT AY OLDU
TEKİRDAĞ - 15 Haziran

EDİRNE 18 Mayıs Pazar

Edirne'nin bu kadar yeşil ve güzel bir şehir olacağını hiç tahmin etmemiştim. Zaten içinden su geçen şehirler hep güzeldir ya, burası da Arda, Tunca, Meriç nehirlerinin geçtiği bir yermiş, bir yerde bu nehirler birleşiyor, biz de kıyısında oturduk. Selimiye Camii gerçekten muhteşem, Mimar Sinan'ın ustalık zamanım dediği gibi ama 80 yaşındayken yapmış olduğu çok görkemli bir cami, fotoğraflarda anlaşılmıyor görmeniz lazım. Buradaki gibi kapalıçarşısı var, ayrica Eski cami de çok güzeldi, duvarlarında hat yazıları var, Arasta çarşısı, Rüstempaşa avlusu, etrafındaki binalar otele dönüşmüş, Kervansaray Otelleri gibi. Sonra biraz şehir dışında Sultan 2.Beyazıt Külliyesi var, burasi cok enteresan, Trakya Üniversitesinin üstlenmesiyle diğer katkıda bulunan firmalar sayesinde restore edilmiş. Kocaman bir alanda düşünün, medrese, cami, tıp merkezi, müze, avlu, bahçeler hepsi bir arada ve harika olmuş. Osmanli zamanında Edirne başkent olmuş, burada ilk Tıp Akademisi kurulmuş, daha da eski zamanlardan itibaren hastaların su ve müzikle tedavi edildiği yermiş. Medresenin odalarının herbirini müze haline getirmişler ve cansız mankenlerle o zaman yapılan tedaviler canlandırılıyor. Çok şaşırıyorsun, o devirlerin giysileri, aletler, dekor, hocalar, talebeler falan geçmiş yaşatılıyor. 2004 yılında Avrupa Sağlık Müzesi ödülü kazanmış, 2007 de ödüllü müzeler arasında 1. olmuş. Bütün külliyenin restorasyonu tamamlanınca harika bir yer olacak.
Sonracıma, sokaklar ciğerci ve köfteci dolu, meşhur Kazım ustada Edirne ciğeri yedik. Pamuk gibi ve ince ince kesilmiş tava yapılıyor, bu kadar mı güzel olur, sadece yanına kırmızı soğanlı maydanozlu garnitür yapmayı bilmiyorlar, kurutulmuş acı kırmızı biberleri kızartıp getiriyorlar. Köftesi de çok güzel, ama Beşiktaşda çarşının içinde var, ben arada bir ısmarlıyordum. Yoğurdu bir harika, ama tam yağlı tabi hergün yenmez, ama orada herşeyi boşverip yumulduk. Sonra Keçecizade'den fıstıklı lokum aldık, selanik kurabiyelerinden tattık (ay şeklinde un kurabiyesinin bir değişiği), badem ezmesi yedik.
Vasat bir şehir ama yeşili bol, ucuz, (yoldaki tezgahın üzerinde satılan bakla dalından yeni kopmuştu, nasıl körpe, 2 ytl kilosu, iki bileğim kalınlığında dereotu 1 ytl) aldım pişirdim, burada aldıklarımdan bu kadar mı tadı farklı olur.
Bazı sokaklar sanki zamanın ötesinden kalmışlar gibi, eski cumbalı evler var, aynı Rum evleri gibi, kapılar, penceredeki demirler, merdivenler, herşey öyle duruyor sanki. Bazıları az biraz restore edilmiş, bir evde gözüm ve aklım kaldı valla. Param olsa hemen alır restore ettirirdim, o kadar şirindiki.
Kapıkule sınır kapısının yakınından geçtik, Sinan'ın yaptığı köprülerden gectik, Karaağaç yolu iki tarafı nefis ormanlık ve yeşillik, sonunda meriç köprüsü dibinde oturup çaylarımızı içtik.
Arasta çarşısında aklınıza gelen tüm meyvalar sabun şeklinde yapılmış, canlı gibi duruyorlar, boy boy satılıyor, ceviz, sarımsak, erik, limon, nar, mantar şeklinde sabunlar harikaydı.
İşte böyle, yurdumuzda ne köşeler var, ne yerler var, yıllarca yurt dışına gittim, oralara hayran kaldım, İtalya'nın kiliselerini, tüm tarihi yerlerini ezberledim, ama burada da neler var, gezmekle bitmez. İyi ki burada doğmuşum ve yaşıyorum diyorum hergün.
Gezelim görelim arkadaşlar, inşallah birgün fırsatınız olursa bu şehre gidip gezin.
5 Mayıs 2008
BALKONDAKİ GÜZELLER
29 Nisan 2008
Evde Oturmak
Pembe Domateslerim

Bu sene de tohumlar ekildi, fide olmalarını bekliyoruz. Minicik tohumdan yavaş yavaş gelişme, iplik gibi fidan olmaya hazırlık, sonra gelişip kalınlaşıp fidan olmak büyük saksılara geçmesi, büyüdüğünü görmek, çiçeklenme ve meyva verme durumları, çok sabırlı, uzun ama çok hoş bir serüven. Utanıyorum
28 Mart 2008
ANKARA
Part Time
17 Şubat 2008
Cumartesi, Pazar
20 Ocak 2008
Kış Bahçesi



AŞURE

6 Ocak 2008
Durum Tespitidir

2008
Yeni yıl geldi, bir heyecan, bir çoşku, bin bir umut, temenni, dilek, istek ve telaşla beraber özümsedik sanıyorum. Arkadaşların evinde, yaş ortalaması 50-60 arası bir ortamda, nefis yemekler yiyip, hoş sohbetlerle, gır şamata ile tombala yapıp ikramiye kazanarak, gecenin bilmem kaçına kadar cin gibi olup, sabaha karşı yattığım yerde pek de iyi uyuyamıyarak yeni senenin ilk gününe adım attım. Hava ne güzel, ne iç açıcı, daha bir moralli oluyorsun, herşey gözüne çok daha güzel gözüküyor.Bu seneden öyle büyük beklentilerim yok, aslında bütün beklentilerimi yok etmek istiyorum, iyilik, sağlık diliyorum bu sene eskiyi aratmasın diyorum. Ne de olsa geri saymıyoruz, küçülmüyoruz, yani bu günleri de aramıyalım. Ama içimde öyle büyük heyecanlar, sevinçler, umutlar falan yok, hep bir beklenti hali yok, olanlarda sönsün istiyorum. Böyle daha normal, kendini hayatın akışına bırakmış, suya düşen yaprak gibi, denizdeki tahta parçası gibi, dalga, rüzgar, akış seni nereye götürürse oraya doğru gitmek, hiçbirşeye karşı direnmemek, karşı çıkmamak, itiraz etmemek istiyorum. Yani akışa göre kaymak, suyun üstündeki köpük gibi hafif, serbest, eğimli, yani su gibi geçtiği yerlerin formuna göre değişip, devinen, illa yolunu bulan, gittiği yere kadar gidebilen biri olmak istiyorum.
Çünkü öbür türlüsü çok yorucu, mücadele etmek, karşı çıkmak, itiraz etmek çok yıpratıcı, gerçekden büyük çaba gerektiriyor ve insanı çok yoruyor. Bu demek değildir ki herşeyi kabul edeceğim, herşeye razı olacağım, tabiki imkanlarım, kişiliğim, duruşum ve durumlar nispetinde. Ama daha yavaş, daha seçkin, daha arınmış, daha yalın, daha öz, daha az ve sade olmak istiyorum. İsteklerimi azaltıp, elimdekileri görmek, olmayanların yerine, olanları koyup keyfini çıkartmak, duygularıma daha az kulak verip, akıl mantığıma daha fazla yer vermek, insanlara, olaylara tepkisiz bakıp nötr olabilmek, yani çok etkilenmemek, ne çok üzülme, şaşırma, ne çok sevinme, çoşma, kaptırıp gitme gibi şeyleri bırakmaya çalışmak istiyorum. Duygusuz değil, tepkisiz değil, vur kafasına al lokmayı değil ama nötr olmak, akışına bırakmak, gidişine bırakmak, olduğu gibi kabul etmek, hoş görmek ve hoş görülmek istiyorum. Umarım çok zor değildir ve hepsini yapabilirim.
Kendimle de uğraşmıyacağım artık, kendime karşıda daha hoşgörülü olacağım inşallah. Ben kendime kötü davrandığımı, kendimle çok uğraştığımı farkettim, daha toleranslı, daha anlayışlı olmam lazım. Gereksiz bir didişme halindeyim, galiba mükemmelliyetçilikden geliyor bu. Hiçbirşey, hiç kimse tam değil, mükemmel değil, hepimizin eksik veya kusurlu tarafları var, olduğu gibi kabul et, hoşgör sen aldırma, diyeceğim.
Denizi çok severim, bazen dalgalı, bazen durgun, hafif kıpırtılı, çırpıntılı, poyraz veya lodos, bazı yerler derin veya sığ kıyılar her ne şekilse. Kendim için de öyleyim gibi düşünürdüm, sağım solum belli olmaz, her duyguyu deniz gibi yaşardım, yaşarım hala. Ama ben göl gibi olmak istiyorum bu sene, dingin, durgun, pürüzsüz, saf, yalın, ne lodosdan ve poyrazdan etkilenmeyen, ne girişi var, ne çıkışı, kendi halinde öyle durur göl, göl gibi olmak. Nadasa çekiliyorum yani. Geçen sene hem iş, hem ev değiştirerek hayatımı yeteri kadar çalkantılandırmışım, şimdi yavaşlamak gerek, yeni şeyler söylemek gerek.
Ayrıca, bütün dünyanın insanlarının bir silkinme, bir uyanma, bir sıçrama yapmasını, çok daha insani değerlere önem vermesini, kendi içlerindeki özlerine dönmelerini, sevgi, barış ve huzura daha çok önem vermelerini diliyorum. Hoşgeldin 2008.
Not: Bu Atatürk Çiçeğini de ne severim, yeni yılın simgesidir benim için.......2007
23 Aralık 2007
KISA KISA
MANZARA

Karşı evlerin çatılarına martılar konuyor, konuşuyorlar, yiyecek arıyorlar, sonra hepsi birden havalanıyorlar, arada kargalar geliyor, havada birbirlerine rastlıyorlar, ağaçların dallarına konup öyle bekliyorlar, düşünüyorlar, sonra bir ses oluyor jet gibi havalanıp kaçıyorlar. Ağaçlar yapraklarını döktü iyice çıplak kaldı, şimdi arkalarında ne var ne yok meydana çıktı, gece ışıklı daha bir güzel oluyorlar, gündüz sanki hüzünlü, çıplak dallar, kurumuş yapraklar tek tük. İlk geldiğimde yemyeşillerdi, ne kadar çoktu arkası gözükmüyordu, fotograflarını çekemedim, sonra sarardılar, kızardılar, yine çekemedim, şimdi hepsi yerlerde, hatta onlar bile bitti, çöpçüler süpürdü gitti. Bu başlangıç olsun, kış ile başladık, bakalım dört mevsim görecekmiyim burada. Hava kapalıyken pek kasvetli, ama güneş olunca ışıl ışıl seyretmesi güzel.
BAYRAM

Bu bayram günleri hüzünlü günler bence. Şimdi aile büyükleri, anne baba varsa ve yakında oturuyorlarsa iyi, uzakta iseler, gitmek mi zor, kalmak mı zor, tatile gidip kafa mı dinlesen aile ziyaretleri mi yapsan ikilemi içinde buluyorsun kendini. Ayrıca artık eskisi gibi ev gezmeleri, büyükleri ziyaretleri de kimsenin merakı değil niyese. Eğer rahmetli olmuşlarsa daha da zor, özlemek, eski günleri aramak, kaç yaşına gelirsen gel, hala çocuk gibi hissetmek ve ellerini öpmek istemek ne kadar zor oluyor, hele mezarlarında ziyaret edip erken gittin diye konuşmak ne hüzün, ne acı veriyor. Hele ailede büyük kalmamışsa veya kalanlar da uzakta ise, hele sen buralarda yalnız birbaşınaysan eğer...9 Aralık 2007
Evim Evim Güzel Evim


26 Kasım 2007
Kasım
19 Ekim 2007
Yeni Ev
Burası daha sessiz, sakin bir yer, hepsi topu 6 daire zaten, balkonum var, kenarına hemen çiçekler dizdim, sardunya, açelya falan. Belki balkonda oturup bir kahve de içerim, hele şu içerilerin yerleşmesi bir bitse. Ne zor birşey taşınmak. Bütün herşey alt üst oldu, kimisi sığmadı, kimisi atıldı, bazıları hala kutuda duruyor. Perdeler bazıları uydu, bazıları uymadı, yani kafam dönüyor hala ne nerede diye bakınmaktan, bazen elli defa aynı yere gidip geliyorum.
İçimin ısınması da ayrı bir hikaye, yani ısınamaması, yani ısınacak da, daha zaman gerekir.
Ya ısınamazsam ne olacak ?.....
Kiralık Ev
Ben bu süreçlerden nasıl geçeceğim ve bir ev bulacağım diye dertlenirken nihayet karara vardım.
30 Ağustos - 8 Eylül
Temmuz, Ağustos, Eylül ev aramakla geçti. Bu arada eylül başında yine bir hafta tatil yaptım, evde koli yapma bunalımlardan kurtulmak üzere, hava değişikliği ve enerji yüklemesi yapmak için. Yine küçükkuyu'ya gittim. Bu sene parasızlıktan ve zamanın kısıtlı olmasından dolayı böyle takılıyoruz. 30 Ağustos tatilini birleştirip eylül ilk haftası oralarda olmak ne güzeldi. Deniz dümdüz, sanki pürüzsüz öyle dingin durgun, güneş acıtmıyor, bunaltmıyor, akşamları hafif serinleme, incirler, üzümler bir yanda. Yürüyüş yaptım, adaçayı içtim, kitap okudum, uyudum, pazara gittim, meyvaların, sebzelerin hepsini almak istedim. Pembe domateslerimden buldum, tadını çıkartarak yedim, çekirdeklerini ayırdım.
İşe dönünce yine aynı tas aynı hamam dedim. Ev arama krizi ikiye katlandı. Artık evi yıkacaklar çıkmam lazım. Karşı komşum ev bulmuş gidiyor, pek mahzun oldum. Üst kattakiler zaten gidiyordu. Ben ne yapacağımmmmmm......







