

Ayvalikda Beliz pansiyonda (solda) kaldım. Eski Ayvalik bölgesinde sokak arasında eski, Rumlardan kalma 3 katlı bir bina, dedesi Midillili Beliz hanım bu binayı güzelleştirmiş, pansiyon olarak işletiyor, bahçesine de yeni bir bina yaptırmış, 3 oda da oraya eklemiş, internet üzerinden tanışıp evlendiği kocası Hollandalı bey de gelmiş buraya yerleşmiş, beraber şen şakrak götürüyorlar işi. www.chezbeliz.web.tr
Sanki kendi evinizdeymiş gibi rahat ediyorsunuz, terasda sedirler, bahçede ağaçlar altında masalar, sular akıyor, kahvaltıda neler neler, ortalıkda dolaşan kediler(ben çok sevmem) bir de uysal, akıllı bir köpek (çok severim) size deniz kenarına inerken eşlik ediyor, belli bir yere kadar götürüyor sonra geri dönüyor, akşam geldiğinizde karşılıyor, kokluyor, illa size dokunarak, sırtını dayayarak oturuyor, sonra kendi kafasına göre takılıyor.
Arada rum muzikleri, klasik müzikten örnekler veya caz çalıyorlar, akşamüstü denizden dönünce bir yorgunluk kahvesi içiyorsun veya gece dönüşte bir dilim karpuz ikram ediyorlar. Sular bol bol akıyor, sivrisinek yok, etrafda hep eski sıra sıra yanyana evler, daracık, parke taşı döşeli sokaklar, cumbalı, demir parmaklıklı, nefis tahta işçiliği sergilenen kapıları olan evler, taş evler var. Başka bir dünyada yaşıyor gibi oluyorsun.


Benim de anneannemin evi böyleydi, porselenden kapı tokmakları vardı, tahta içten merdivenli, cumbalı, tahta kepenkli pencereleri, üst tarafı vitray altı tahta oymalı kapısı vardı, Ankara'dan yaz tatiline gelince o evde geçerdi günlerimiz. Öğleden sonra kapıdan giren güneş ışıklarının huzmelerini seyretmek oyun gibiydi. Etrafdaki diğer akrabaların evleri de benzer bazıları içten merdivenliydi, gıcır gıcır merdivenler, akşamlari yukarı çıkıp inmek çocuk aklımızla bize ürkütücü gelirdi, ayrıca da annemden gizli birşeyler şeyler yapmamıza izin vermezdi.
Her akşam pansiyonun etrafındaki evlerin önlerine çıkan yaşlı teyzelerle konuştum, kimisi Midilliden, kimisi Giritten gelmişler, veya değişim sonucu seneler önce gelmiş olan atalarından kalan evlerde şimdi yaşıyorlar, gücü yeten restore ettirmiş, içini dışını yenilemiş, kimisi yurt dışından gelenlere satmış, çoğu evleri büyük şehirlerden gelenler alıyor, yeniliyor ya kendi oturuyor ya da yabancılara satıyorlarmış. Nefis taş evler var, bahçeleri var, nasıl zevkli yapmışlar bakmaya, gezmeye doyamadım. Sağdaki resimde tipik bir eski evin yenilenmiş ve zeytin pansiyon olarak kullanıldığını görüyorsunuz. Sahibi ile tanıştım, Bostancıda oturan bir hanım, birkaç sene önce toplamış pılı pırtıyı gelmiş buraya, ne güzel bir yer yapmış pansiyonculuk yapıyor, turistler bayılıyormuş, bir dahaki sefere orada kalacağım. www.zeytinpansiyon.com.tr Devam edeceğim....











Ben de iki gün oralara takildiktan sonra Limanağızı denilen yeri keşfettim karşı kıyıda bir ufak koy, (aşağıda en sol res.) çakıl taşlı yine ama sahilden giriyorsun, hergün tekne ile oraya gitmeye başladım, nasıl sakin güzel bir yer, sessiz, ufak bir restoran var, gün boyu yayıl, kitap oku, uyu, denize gir, müzik yok, kalabalık yok, ferah yüz yüzebildiğin kadar, akşam yine tekne almaya geliyor. Bir gün Kekova tekne gezisine katıldım, üç ağızlardan başlıyor, akvaryum koyu, korsan koyu, kekova (en sağ), simena (ortada) ayy nasıl güzel koylar, deniz lacivert veya turkuaz rengi, pırıl pırıl, berrak, nefis, gözlük ve şnorkel aldım, ilk defa deniz altında balıkları seyrettim, bambaşka bir dünya orası, bir de dalsam neler görecektim kimbilir. Simena nefis bir yer, harika taş evler var, ufacık bir köy ama sahildeki ufak restoranlar kırmızı sardunya cenneti, sokaklar daracık ve dik, ama tırmanıp çıkınca, çay bahçesinde manzara eşliğinde bir kahve içmek harikaydı, bu kadar ücra bir köşe, deniz yolundan başka neredeyse hiç yolu olmayan bir yer, oradaki insanlar, çiçekler, deniz, ahh ahhh....















Yemekler malum Toscana bölgesindeyiz yöresel tadlar var, ama arkadaşlar denizci olduğu için deniz ürünleri ağırlıklı yedik, pastalar, balık çorbası, dondurmalar, tatlılar, peynirler ne siz sorun ne ben söyleyim. Sadece öğlenleri meyva yiyerek kendimi dengeledim zannediyorum ?? Deniz, temiz hava, çiçek böcek, italyanlar, yemekler ve ben. Yine damarlarımda italyan kanı dolaştığına, buradan birşeylerin kanımı çektiğine, 1,5 sene ara vermeye zor dayandığıma, senede en az bir kere bu topraklara ayak basmamın şart olduğuna tekrar karar verdim. Dönüş yolunda Pisa'ya uğrayıp kulenin fotolarını çekmek vardı ama yolda feci bir kazaya rastlayıp bir saat otobanda bekleyince uçağı kaçırmamak için vazgeçtim, sonra uçaktan havalanınca tepeden gördüm Pisa kulesini. Marinada yatan tekneleri anlatmam için ayrıca bir gün lazim. Sadece kaptan arkadaşımın şu anda çalıştığı teknenin resmini koyayım da bayılalım....


Mutena bir semtin, mutena sokaklarından birinde oturuyorum ama ne yazıkki evim çok güneş almıyor, bu yüzden bir kırmızı sardunya bile yetiştiremiyorum diye esef etmiş, bir sayfa yazı yazmıştım. İçime ukte olan şeylerden biridir, her sene derdim azar, sonra yine geçer....




Bir arkadaşım tesadüfen mail ekinde iki resim gönderdi, çok beğenip kim olduğunu araştırmaya başladım, sitesine girdim, önüme neler çıktı. Ayy ben bu adamın yaptıklarına bayıldım, bir opera posterleri var harika, takvimleri 15.000 $ dan satılıyor, çocuk kitap kapakları, resimleri çok hoş, henüz aramadım ama varsa resimlerinden (poster olarak) almak isterim, Polonyalıymış, acaba yurt dışına giden birine mi ısmarlasam, tabi Amerikada yaşamakta, çalışmakta kendileri. Ama bir göz atın beğenirsiniz sanırım. Rafal Olbinski 
