İlk okuldan beri kitap okumayi çok seven, gittikçe edebiyata gönül veren, sonra da yazmayı keşfeden, böylece hem içini rahatca döken, hemde bir gün bir gazete ekinde köşe yazma hayali ile yaşayan bendenizin, zamana, duruma, olaylara, iç halime göre döktürdükleri.
25 Temmuz 2008
Sezen Aksu
Bu sefer de döktürmüş, hepsini bir araya getirip okusan roman gibi, hayat anlatımı sanki. Bayıldığım satırları paylaşmak istiyorum, hoş okuyanım çok az da olsa, belki bir tel titrer...
"Deniz Yıldızı" şarkısında,
Bebeğim işte hepsi bu kadar, deniz yıldızının hikayesidir hayat,
Ne kadar kurtarırsan kâr, kaç hayat kurtarırsan kâr
"Güvercin" şarkısında,
Sen de çekip gitme dayan be umudum, dön gel dön gel,
Meydan okur hayat pabuç bırakmaz ölüme, dön gel dön gel,
"Roman" şarkısından,
İnsanı insandan ayıranı kayıranı, sen islah et aşka yasak buyuranı, hak ya hak !
Tepeden bakanını, zulüm yapanını, ruhunu çula çaputa hak diye satanını, yak mevlam yak !
"Tanrı'nın Gözyaşları" şarkısından,
Her insan meyillidir ihanete, cinayete, her insan merhametli ve zalimdir
Bir yandan gücün suç ortaklığında bir yandan sızlar vicdan, ilahi bir takiptir
"Beşik" şarkısından,
Beşik gibi sallar hayat bizi, çeker basar vesikalık resmimizi
Aşk koruyabilir bir tek kaldıysa eğer hala masumiyetimizi
Aslında bütün şarkıları ve bütün sözleri şahane ama, beni vuranlar bunlar gibi sanki....
Eğer CD sini almadıysanız büyük kayıptasınız.
Kısa Kısa
İnsan dünyaya geldiğinde yumuşak ve esnektir,
İnsan öldüğünde sert ve katıdır,
Bitkiler canlı iken yumuşak ve körpedir,
Bitkiler öldüklerinde çürük ve kurudurlar.
Demek ki sert ve bükülmez olan ölüme aittir,
Yumuşak ve esnek olan hayata aittir.
Sert ve kudretli olanlar yere çakılır,
Mütevazı ve yumuşak olanlar yükseklere çıkar.
Ne güzel dimi, ne kadar basit, yalın ama ne kadar derin, düşün ve iyice anla...
Arkasından bizden bir şairin iki satırı, Metin Altıok demiş ki;
Bir yarım umuttur elimizde kalan
Göğüslemek için karanlık yarınları
Hiç umudumuzu yitirmeyelim, gün doğmadan neler doğar demiş atalarımız, bir bildikleri vardı elbet.
Malezya
29 Haziran 2008
DÖRT AY OLDU
TEKİRDAĞ - 15 Haziran

EDİRNE 18 Mayıs Pazar

Edirne'nin bu kadar yeşil ve güzel bir şehir olacağını hiç tahmin etmemiştim. Zaten içinden su geçen şehirler hep güzeldir ya, burası da Arda, Tunca, Meriç nehirlerinin geçtiği bir yermiş, bir yerde bu nehirler birleşiyor, biz de kıyısında oturduk. Selimiye Camii gerçekten muhteşem, Mimar Sinan'ın ustalık zamanım dediği gibi ama 80 yaşındayken yapmış olduğu çok görkemli bir cami, fotoğraflarda anlaşılmıyor görmeniz lazım. Buradaki gibi kapalıçarşısı var, ayrica Eski cami de çok güzeldi, duvarlarında hat yazıları var, Arasta çarşısı, Rüstempaşa avlusu, etrafındaki binalar otele dönüşmüş, Kervansaray Otelleri gibi. Sonra biraz şehir dışında Sultan 2.Beyazıt Külliyesi var, burasi cok enteresan, Trakya Üniversitesinin üstlenmesiyle diğer katkıda bulunan firmalar sayesinde restore edilmiş. Kocaman bir alanda düşünün, medrese, cami, tıp merkezi, müze, avlu, bahçeler hepsi bir arada ve harika olmuş. Osmanli zamanında Edirne başkent olmuş, burada ilk Tıp Akademisi kurulmuş, daha da eski zamanlardan itibaren hastaların su ve müzikle tedavi edildiği yermiş. Medresenin odalarının herbirini müze haline getirmişler ve cansız mankenlerle o zaman yapılan tedaviler canlandırılıyor. Çok şaşırıyorsun, o devirlerin giysileri, aletler, dekor, hocalar, talebeler falan geçmiş yaşatılıyor. 2004 yılında Avrupa Sağlık Müzesi ödülü kazanmış, 2007 de ödüllü müzeler arasında 1. olmuş. Bütün külliyenin restorasyonu tamamlanınca harika bir yer olacak.
Sonracıma, sokaklar ciğerci ve köfteci dolu, meşhur Kazım ustada Edirne ciğeri yedik. Pamuk gibi ve ince ince kesilmiş tava yapılıyor, bu kadar mı güzel olur, sadece yanına kırmızı soğanlı maydanozlu garnitür yapmayı bilmiyorlar, kurutulmuş acı kırmızı biberleri kızartıp getiriyorlar. Köftesi de çok güzel, ama Beşiktaşda çarşının içinde var, ben arada bir ısmarlıyordum. Yoğurdu bir harika, ama tam yağlı tabi hergün yenmez, ama orada herşeyi boşverip yumulduk. Sonra Keçecizade'den fıstıklı lokum aldık, selanik kurabiyelerinden tattık (ay şeklinde un kurabiyesinin bir değişiği), badem ezmesi yedik.
Vasat bir şehir ama yeşili bol, ucuz, (yoldaki tezgahın üzerinde satılan bakla dalından yeni kopmuştu, nasıl körpe, 2 ytl kilosu, iki bileğim kalınlığında dereotu 1 ytl) aldım pişirdim, burada aldıklarımdan bu kadar mı tadı farklı olur.
Bazı sokaklar sanki zamanın ötesinden kalmışlar gibi, eski cumbalı evler var, aynı Rum evleri gibi, kapılar, penceredeki demirler, merdivenler, herşey öyle duruyor sanki. Bazıları az biraz restore edilmiş, bir evde gözüm ve aklım kaldı valla. Param olsa hemen alır restore ettirirdim, o kadar şirindiki.
Kapıkule sınır kapısının yakınından geçtik, Sinan'ın yaptığı köprülerden gectik, Karaağaç yolu iki tarafı nefis ormanlık ve yeşillik, sonunda meriç köprüsü dibinde oturup çaylarımızı içtik.
Arasta çarşısında aklınıza gelen tüm meyvalar sabun şeklinde yapılmış, canlı gibi duruyorlar, boy boy satılıyor, ceviz, sarımsak, erik, limon, nar, mantar şeklinde sabunlar harikaydı.
İşte böyle, yurdumuzda ne köşeler var, ne yerler var, yıllarca yurt dışına gittim, oralara hayran kaldım, İtalya'nın kiliselerini, tüm tarihi yerlerini ezberledim, ama burada da neler var, gezmekle bitmez. İyi ki burada doğmuşum ve yaşıyorum diyorum hergün.
Gezelim görelim arkadaşlar, inşallah birgün fırsatınız olursa bu şehre gidip gezin.
5 Mayıs 2008
BALKONDAKİ GÜZELLER
29 Nisan 2008
Evde Oturmak
Pembe Domateslerim



Utanıyorum
28 Mart 2008
ANKARA
Part Time
17 Şubat 2008
Cumartesi, Pazar
20 Ocak 2008
Kış Bahçesi



AŞURE

6 Ocak 2008
Durum Tespitidir

2008

Bu seneden öyle büyük beklentilerim yok, aslında bütün beklentilerimi yok etmek istiyorum, iyilik, sağlık diliyorum bu sene eskiyi aratmasın diyorum. Ne de olsa geri saymıyoruz, küçülmüyoruz, yani bu günleri de aramıyalım. Ama içimde öyle büyük heyecanlar, sevinçler, umutlar falan yok, hep bir beklenti hali yok, olanlarda sönsün istiyorum. Böyle daha normal, kendini hayatın akışına bırakmış, suya düşen yaprak gibi, denizdeki tahta parçası gibi, dalga, rüzgar, akış seni nereye götürürse oraya doğru gitmek, hiçbirşeye karşı direnmemek, karşı çıkmamak, itiraz etmemek istiyorum. Yani akışa göre kaymak, suyun üstündeki köpük gibi hafif, serbest, eğimli, yani su gibi geçtiği yerlerin formuna göre değişip, devinen, illa yolunu bulan, gittiği yere kadar gidebilen biri olmak istiyorum.
Çünkü öbür türlüsü çok yorucu, mücadele etmek, karşı çıkmak, itiraz etmek çok yıpratıcı, gerçekden büyük çaba gerektiriyor ve insanı çok yoruyor. Bu demek değildir ki herşeyi kabul edeceğim, herşeye razı olacağım, tabiki imkanlarım, kişiliğim, duruşum ve durumlar nispetinde. Ama daha yavaş, daha seçkin, daha arınmış, daha yalın, daha öz, daha az ve sade olmak istiyorum. İsteklerimi azaltıp, elimdekileri görmek, olmayanların yerine, olanları koyup keyfini çıkartmak, duygularıma daha az kulak verip, akıl mantığıma daha fazla yer vermek, insanlara, olaylara tepkisiz bakıp nötr olabilmek, yani çok etkilenmemek, ne çok üzülme, şaşırma, ne çok sevinme, çoşma, kaptırıp gitme gibi şeyleri bırakmaya çalışmak istiyorum. Duygusuz değil, tepkisiz değil, vur kafasına al lokmayı değil ama nötr olmak, akışına bırakmak, gidişine bırakmak, olduğu gibi kabul etmek, hoş görmek ve hoş görülmek istiyorum. Umarım çok zor değildir ve hepsini yapabilirim.
Kendimle de uğraşmıyacağım artık, kendime karşıda daha hoşgörülü olacağım inşallah. Ben kendime kötü davrandığımı, kendimle çok uğraştığımı farkettim, daha toleranslı, daha anlayışlı olmam lazım. Gereksiz bir didişme halindeyim, galiba mükemmelliyetçilikden geliyor bu. Hiçbirşey, hiç kimse tam değil, mükemmel değil, hepimizin eksik veya kusurlu tarafları var, olduğu gibi kabul et, hoşgör sen aldırma, diyeceğim.
Denizi çok severim, bazen dalgalı, bazen durgun, hafif kıpırtılı, çırpıntılı, poyraz veya lodos, bazı yerler derin veya sığ kıyılar her ne şekilse. Kendim için de öyleyim gibi düşünürdüm, sağım solum belli olmaz, her duyguyu deniz gibi yaşardım, yaşarım hala. Ama ben göl gibi olmak istiyorum bu sene, dingin, durgun, pürüzsüz, saf, yalın, ne lodosdan ve poyrazdan etkilenmeyen, ne girişi var, ne çıkışı, kendi halinde öyle durur göl, göl gibi olmak. Nadasa çekiliyorum yani. Geçen sene hem iş, hem ev değiştirerek hayatımı yeteri kadar çalkantılandırmışım, şimdi yavaşlamak gerek, yeni şeyler söylemek gerek.
Ayrıca, bütün dünyanın insanlarının bir silkinme, bir uyanma, bir sıçrama yapmasını, çok daha insani değerlere önem vermesini, kendi içlerindeki özlerine dönmelerini, sevgi, barış ve huzura daha çok önem vermelerini diliyorum. Hoşgeldin 2008.
Not: Bu Atatürk Çiçeğini de ne severim, yeni yılın simgesidir benim için.......